2010'lu yıllarda yaşanan "video'ya geçiş" dönemi, yayıncılar için büyük bir felaket olmuştu. Bu hatanın izleri, haber odalarında, dergilerde ve dijital medya kuruluşlarında hala hissediliyor. BuzzFeed'in lastik bantlarla patlattığı karpuzun izleri gibi, bu geçişin sonuçları hala tazeliğini koruyor.
Ancak bu değişimden zarar gören medya kuruluşları, aslında bir hata yapmamışlardı; sadece oyunun erken aşamasında yer almışlardı ve yıllardır kendilerine izleyici sağlayan teknoloji platformlarına fazla bağımlı hale gelmişlerdi. Bu hafta New York Times'ın yürütücü editörü Joe Kahn, Peter Kafka'nın Channels podcast'inde, kuruluşun video içerik üretimine yönelmesini "zamana karşı bir yarış" olarak tanımladı ve bunun "basılı yayınlardan dijitale geçiş kadar büyük bir dönüşüm" olduğunu vurguladı.
Medya veteranlarından beklenen alaycı tepkiler gelse de, New York Times'ın bu stratejik hamlesinin, sektördeki birçok kuruluştan daha iyi bir zamanlama ile yapıldığı görülüyor. Video, yıllardır medyanın baskın biçimi olmasına rağmen, bu zamana kadar TV ekranları ile tanımlanıyordu. Ancak 2026 yılı, 2015 yılı değil; artık her video, TV olabiliyor. Geleneksel medya markalarının bu durumu göz ardı etmesi, büyük bir sorumluluk ihlali olacaktır.
2015 yılından itibaren, birçok popüler dijital yayıncı (Vice ve BuzzFeed gibi) ve köklü medya markaları (The Washington Post ve Vanity Fair gibi), temel metin içeriklerine yönelik personel ve kaynak kesintileri yaparak bütçelerini video içeriğine kaydırdılar. Bu geçiş, göründüğü kadar stratejik bir karar değildi. Yayıncılar, esasen dijital platformlara, özellikle Facebook ve Google'a, izleyici çekmek için bağımlı hale gelmişlerdi. Facebook'un haber akışında video içeriği önceliklendirmesi, bu değişimin tetikleyicisi oldu.