Jay Mohr'dan Tavsiye: Netflix'in 'Love on the Spectrum' Dizisini İzlemelisiniz
The Hollywood Reporter
Jay Mohr, yıllar boyunca insanların kendisine izlemesi gereken dizi listesi sunduğunu, ancak bu tür tavsiyelerden her zaman rahatsızlık hissettiğini belirtirken, bir istisna için seyircileri uyarıyor: Netflix'in "Love on the Spectrum" dizisini mutlaka izlemelisiniz. Mohr, The Sopranos, Deadwood, Seinfeld, Breaking Bad ve Game of Thrones gibi yapımların kendisine sürekli tavsiye edildiğini, ancak bu dizi hakkında gerçekten samimi olduğunu ifade ediyor.
"Love on the Spectrum"ın diğer ikonik dizilerden en büyük farkı, ana karakterlerin yazar-oyuncu ikilisinin kimyası yerine hayat tarafından yaratılmış olmasıdır. Dizide yer alan kişiler otizm spektrumunda yaşayan gerçek insanlardır ve hiçbiri bir karakter oynamaz. Onlar, kendi karakterleridir ve olduğu gibi kabullenilmeyi hayatları boyunca beklemişlerdir. Mohr, bu gerçeklik unsurunu Netflix'in hızlı çözümlere meraklı olan günümüz dünyasında bulduğu bir hazine olarak tanımlamaktadır.
Dizinin konsepti basit ama ilk bakışta biraz zor görünmektedir: otizm spektrumunda olan birkaç kişinin randevu görüntülenmesi, çoğu zaman ilk randevuları. Mohr, bu randevuları izlerken başlangıçta çok rahatsız hissettiğini, konuşmaların akıcı olmayıp çok sessiz anlar yaşandığını, sosyal kaygıların ve uygunsuz ifadelerin olduğunu, hatta panik atakları görüldüğünü söylüyor. Ancak tam bu noktada, izleyici için çoğumuzda saklı kalan bir şey uyanıyor: bağlantı. Imkansız, çok düşük ihtimallü bir bağlantı.
Mohr, çoğumuzun sessizlikten rahatsız olduğunu, sosyal kaygı yaşadığımızda kaçma eğiliminde bulunduğumuzu belirtiyor. Ancak "Love on the Spectrum"da yer alan oyuncular o ilahi kıvılcımı, o bağlantıyı bulduğunda, bilinçsizce de olsa tüm izleyiciyi kendi sorunlarımızdan kurtuluyor. Otizm spektrumundaki insanları ruh eşlerini bulurken izlemek, betonda çiçeklerin büyümesini izlemek gibi bir duygudur. Bu yolculuk uzun sürebilir, dizideki oyuncular için ise hayatları boyunca sürmüştür.