Gerilim filmleri, hem korku hem de suç türlerinde, sürprizleriyle öne çıkarak izleyiciyi etkilemeyi başarır. Bu filmlerdeki en iyi sürprizler, genellikle hikayenin akışını değiştiren ve izleyiciyi düşündüren unsurlar olarak karşımıza çıkar. Gerilim filmlerinin en dikkat çekici yönlerinden biri, izleyicinin hikayenin gidişatını tahmin edememesi ve bu nedenle filmi tekrar izleme isteği duymasıdır.
Ancak en etkileyici sürprizler, sadece izleyiciyi şok etmekle kalmaz, aynı zamanda hikayenin öncesiyle de uyumlu bir şekilde kurgulanmalıdır. Usta yönetmenler, bu tür sürprizleri, film boyunca yerleştirdikleri ipuçlarıyla destekler. Bu sayede izleyici, sürprizin ne kadar önemli olduğunu anlayabilir. Aksi halde, izleyiciler kendilerini aldatılmış hissedebilir ve filmin sürprizi başarısız olur.
Gerilim filmleri, ölü olduğunu bilmeyen bir karakterden, Hollywood'un bugüne kadar sunduğu en karanlık sonlara kadar geniş bir yelpazeye yayılır. En iyi sürpriz sonları, Oscar adayı yapımlarda ve kült klasiklerde de karşımıza çıkar. Bu tür filmlerin akıllarda kalmasını sağlayan en önemli unsurlardan biri, beklenmedik sonlardır.
1999 yılında M. Night Shyamalan'ın yönettiği The Sixth Sense, gerilim filmlerindeki en ünlü sürpriz sonlarından birine sahip. Shyamalan'ın kariyerinde bir dönüm noktası olan bu film, izleyicilerin yıllar boyunca kendisini eleştirdiği sürpriz sonlara olan tutkusunu başlatmıştır. The Sixth Sense'deki sürpriz, film boyunca mükemmel bir şekilde kurgulanmış ve izleyiciyi derinden etkilemeyi başarmıştır.