Unutulmuş Dönem Filmlerinden 6 Tanesi Başından Sonuna Kadar Mükemmel
Collider
Dönem dramaları genellikle iki uç arasında salınır: ya sonsuza kadar kutlanan klasikler haline gelirler ya da sessizce unutulup, sadece türün hayranları ve tam doğru zamanda onları bulan insanlar tarafından hatırlanırlar. Oysa bu üzücü bir durum, çünkü bazı en iyi tarihi filmler pop kültürün sunduğu açık seçik başlıklar değil, olağan konuşmaların dışında gizli kalan, güzel yapılmış ve duygusal açıdan zengin eserlerdir. Gerçekten de, en unutulmaz dönem filmleri, korse, saray politikası ya da geniş manzaraları yeniden yaratmaktan çok daha fazlasını yaparlar; geçmişi somut ve anlık hale getirirler. İster romantizm, isyan, inanç ya da kurtuluş yoluyla olsun, bu hikayeler işe yarıyor çünkü altında yatan duygular hâlâ çarpıcı bir şekilde modern hissettiriyor.
The Man From Snowy River, 1880'lerde Avustralyalı dağlık bölgede geçer ve genç Jim Craig (Tom Burlinson), babasının ölümünün ardından varlıklı bir hayvancılık istasyonunda iş almaya başlar. Zengin çiftçi Harrison (Kirk Douglas) ve onun kızı Jessica (Sigrid Thornton) karşısında kendisini kanıtlamaya kararlı olan Jim, sınıf beklentileri ve kibirli hayvancı Spur (yine Kirk Douglas) ile sık sık çatışarak ilerlemeye zorlanır. Bu hafife alınan batı epik filmi, romantizm, macera ve eski zamandan kalma kahramanlığı klişelere kaymadan kucaklar. Geniş sinematografi, Avustralya manzarasını neredeyse efsanevi bir şeye dönüştürürken, Jim'in yolculuğu sakin bir kararlılıkla köklenmiş hissettiriyor.
La Reine Margot, kanlı Fransız Din Savaşları sırasında geçer ve Katolik Prenses Marguerite de Valois (Isabelle Adjani), rakip fraksiyonlar arasındaki gerilimleri hafifletmek için Protestan Henri of Navarre (Daniel Auteuil) ile siyasi bir evlilik yapmaya zorlanır. Maalesef, bu birleşim Saint Bartholomew's Day Massacre'ın arka planı haline gelir ve Paris şiddet ve ihanetler içinde patlar. Film, çoğu dönem dramasının kaçındığı şekilde görkemli, acımasız ve şaşaalı bir biçimde karmaşıktır. Seyircileri cesedler, kan ve siyasi umutsuzluğun kaosuna atarak, La Reine Margot tarihi yoğunluğunu artırarak yükselterek, aynı zamanda derin insani kalır.
My Brilliant Career, 19. yüzyılda Avustralya çölleriyle büyüyen, mükemmel bağımsız genç bir kadın olan Sybylla Melvyn (Judy Davis)'in merkezine yerleşir. Ailesi evlilik ve finansal güvenliğe zorladığında düş kırıklığına uğrayan Sybylla, bunun yerine yazar olma hayallerine odaklanır. Ama para sorunları onu zengin büyükannesinin yanına taşındırmaya zorladığında, iyi kalpli toprak sahibi Harry Beecham (Sam Neill) ile bağlantı kurar, tuttuğu ilkeleri karmaşıklaştırır. Bu filmi modern kılan şey, "aşk her şeyi yener" sonunu üretmeyi inatçılıkla reddetmesidir. Sybylla'nın tutkusu asla bencil olarak ya da aşması gereken bir şey olarak ele alınmaz; bunun yerine hikayenin kalbi olarak kalır.
Doctor Zhivago, Rus Devrimi ve sonrasını kapsayan bir çerçevede, hekim ve şair Yuri Zhivago (Omar Sherif)'nun hayatı savaş ve siyasi çalkantılar tarafından şekillendirilir. Evli olduğu sadık eşi Tonya (Geraldine Chaplin) varken Yuri, kendileri gibi bilinen dünyayı kaybetmeye çalışan Lara (Julie Christie) adında bir kadına çekilir. David Lean'in yönetmenliği, ödül kazanan romanın içine yerleştirilmiş olan görkemlilik şüphesiz eklense de, filmin duygusal gücünün çoğu küçük anlardan gelir: bakışlar, kaçırılmış şanslar ve zamanın kendisinin gerçek düşman olması. Bir savaş filmi için, bu