Sinematografyada Tüm Zamanların En Mükemmel Son Sahneleri

Collider

Article image
Sinema tarihi boyunca pek çok film izleyiciyi baştan sona büyüleyen deneyimler sunmuş, ancak son anlarında çökmüştür. Buna karşın, seçkin birkaç film bu engeli aşmakla kalmayıp, hikayelerini öyle bir kesinlik, güzellik ve zeka ile sonlandırırlar ki bu sahneler seyircilerin hafızasında sonsuza dek yer edinir. Sinematik başyapıtlar söz konusu olduğunda, son sahne anımsanır bir şekilde izleyicilerin zihnine kazınan, muazzam bir başarışı taçlandıran bir anahtar taş haline gelir.

En iyi son sahnelere sahip filmler aynı zamanda genel anlamda en iyi filmlerdir. Bu yapıtlar nesiller boyunca eleştirmenler ve izleyiciler tarafından kutlanmış, hatta en yakın tarihli olanları bile sinema ve popüler kültür üzerinde inkâr edilemez bir etki bırakmıştır. Martin Scorsese'nin yönettiği ve Nicholas Pileggi ile senaristliğini yaptığı Goodfellas, Pileggi'nin 1985 tarihli "Wiseguy" adlı belgesel kitabından uyarlanmış biyografik bir gangster filmidir. Film, Brooklyn mahallesinde çete yaşamını idealize ederek büyüyen Henry Hill'in (Ray Liotta) mafya sıralarına tırmanış hikayesini anlatır. Arkadaşları Jimmy (Robert De Niro) ve Tommy (Joe Pesci) ile yükselen Henry'nin kariyeri, yapılan bir dürtüsel hatanın ardından çöküşe yol açar.

Goodfellas, Scorsese'nin en popüler filmlerinden biri olarak kabul edilir ve başarılı oyuncu performansları, keskin kurgusu, sürükleyici sinematografisi ve ilgi çekici anlatısı nedeniyle eleştirmenler ve hayranlar tarafından övülmüştür. Bir kişinin çete yaşamını konu alan geniş kapsamlı bir suç destanı olarak, film Henry'nin tanık koruma programında kalan günlerini anlatırken sona erer. Henry, çetenin intikamından kurtulmak için onları ihbar etmiş ve sıradan bir hayata "mahkûm" olmuştur. Son sahne bunu mükemmel bir şekilde yakalayarak, Tommy'nin patlayıcı hayatını Henry'nin dışişleri sürgünü ile tezat oluşturacak biçimde sunmuştur.

David Fincher tarafından yönetilen ve Chuck Palahniuk'un 1996 tarihli romanından uyarlanan Fight Club, varoluşsal bir krizle mücadele eden sıradan bir beyaz yakalı çalışkan Edward Norton'u başrol oynatan psikolojik bir gerilim filmidir. Gezici bir sabun satıcısı Tyler Durden'le (Brad Pitt) şans eseri karşılaştıktan sonra hayatı yeni bir yöne gider. Bu başarılı bir kültü filmi olarak Film, ilk gösteriminde tartışmalı olmakla beraber, günümüzde postmodern gerilim türünün en büyük yapıtlarından biri olarak kabul edilmektedir. Son sahne tüm bu garip görsel ve tematik keşifleri taçlandırır; Norton'un karakteri Marla Singer'a (Helena Bonham Carter) "Hayatımın çok garip bir döneminde bana tanıştırıldın" dediğini, ardından ellerini tutuştuklarını ve bir gökdelenin patlamasını izlediklerini gösteririz.

Franklin J. Schaffner tarafından yönetilen Planet of the Apes, Pierre Boulle'nin 1963 tarihli romanından gevşek bir şekilde esinlenen klasik bir bilim kurgu filmidir. Charlton Heston, uzak bir gelecekte garip bir gezegene düşen bir astronot rolünü oynar; bu gezegende insanlar dilsiz ilkel canlılar iken maymunlar hâkim türdür. 1968'de vizyona girdikten sonra hem eleştirmen hem de ticari anlamda büyük başarı elde eden Planet of the Apes'in son sahnesi sinema tarihinin en meşhur sahnelerinden biridir. Filminin son sekansında Heston'un George Taylor'ı ve arkadaşı Nova (Linda Harrison), Özgürlük Heykeli'nin kalıntılarını keşfederek gezegenin aslında gelecekteki Dünya olduğunu ortaya çıkarır; bu keşif Taylor'u yere çöktürerek insanlığa küfrettirir. Bu ikonik son sahne, ilk vizyona girdikten onlarca yıl sonra bile hala izleyicilere etki etmeye devam etmektedir.