The Terror'ün Üçüncü Sezon Devil in Silver, 5 Yıllık Beklemeyi Haklı Çıkarttı

Collider

Article image
AMC'nin korku antoloji dizisi The Terror, 5 yıl sonra ekranlara geri dönerek izleyicileri hayal kırıklığına uğratmamıştır. 2018'de ilk sezonuyla dikkat çeken ve büyük takdir gören dizi, bu kez Victor LaValle'nin 2012 yapımı bestseller romanı "Devil in Silver"ı uyarlamaktadır. Christopher Cantwell, Karyn Kusama ve Ridley Scott'ın da yapımcı olarak yer aldığı yeni sezon, Downton Abbey'den tanıdığımız Dan Stevens'ı başrol oyuncusu olarak konumlandırmaktadır. Stevens, daha önceki FX dizisi Legion'da çıktığı akıl almaz performanslarının ardından, The Terror'ün üçüncü sezonunda psikolojik korkuyu ve sosyal eleştiriyi harmanlamış bir yapımda yer almaktadır.

Sezonun merkezinde, punk rocker Pepper adında bir adamın yaşadığı haksız hapis ve ruh sağlığı sisteminin gözlenmedik tarafları yer almaktadır. Pepper, sevgilisi Marisol'u tacizciliğinden kurtarmak için müdahale ettikten sonra polis tarafından tutuklanır ve New Hyde Hospital'ın psikiyatrik bölümüne yatırılır. Hiçbir tehdit oluşturmamasına rağmen doktor Anand tarafından 72 saatlik bir gözlem istemi koyulan Pepper, enjekte edilen ilaçların yan etkileriyle daha da uzun süre hapiste tutulur. Uzun yıllardır hastanede kalan Dorry adında bir hastanın ominöz uyarılarına göre, hastanede gizli bir kötü güç bulunmaktadır.

Devil in Silver, seri katipler ve sorunlu hastane işletmeciliğini ele alırken, neurodiverjans ve zihinsel hastalık hakkında yapılan yanlış klişelere karşı durmaktadır. Dizi, environı bozsak bile, her hastanın karmaşık bir geçmişe ve özür dilenmez bir perspektife sahip olduğunu göstermekte, karakterleri iki boyutlu stereotiplerle sınırlandırmamaktadır. Hastalar birbirlerinin bireyselliğini teşvik ederek, anlayış, empati ve saygı temeli üzerinde samimi dostluklar kurmaktadırlar. Hastane çalışanları da tamamen kötü veya korumasız değil; sistem tarafından tükenmiş, ressursları yetersiz ateşliyenler, üstlenebilecekleri kadar merhamet sunmaya çalışmaktadırlar.

Sezon boyunca izleyici, American Horror Story veya From gibi yapımlardan hoşlananlar için zengin bir deneyim yaşayacaktır. Altı bölümden oluşan Devil in Silver, Jaws filminin tersine ortaya çıkması gibi yavaş gelişen bir dehşet hissi sunmaktadır. Emmy ödülüne aday gösterilen yönetmen Karyn Kusama'nın ilk iki bölümü yönetmesiyle oluşturulan baskıcı atmosfer, Staten Island'daki Arthur Kill Correctional Facility'de çekilmekte ve Orange Is the New Black'in de kullanıldığı mekan, parlak ve titrek flüoresan ışıklar, siyah küf lekeleri ve tek bir kırmızı çizgiyle bölünmüş zeminler aracılığıyla baskıcı bir ortam yaratılmaktadır.

Dizi, çoğu zaman sağlık sisteminin nasıl işlediğini ve toplumun marjinal gördüğü insanları nasıl dışladığını açığa çıkarmaktadır. Reçeteli ilaçlar ve yapılandırılmış psikiyatrik tesisler kendileri yıkıcı değildir; daha ziyade bu sistemleri istismar eden gücü ve kar elde eden belirli kişiler sorundur. New Hyde Hospital, toplumun alt gördüğü insanları bertaraf ettiği bir yerdir. Pepper'ın oda arkadaşı Coffee'nin deyimiyle, "kırık" sistem tam olarak tasarımcıları tarafından öngörüldüğü şekilde çalışmaktadır. Dizi, akıl sağlığından ırkçılığa, aile içi şiddete ve polis işkencesine kadar geniş bir yelpazede toplumsal şiddet mekanizmalarını eleştirmektedir. The Terror serisinin ilk sezonunun Paramount+ platformunda yayında olduğu hatırlanırken, Devil in Silver sezonunun tamamı incelemesi için sağlanmıştır.