Richard Pryor ile Çekilecek Olan Film Hollywood'un Irkçılığı Yüzünden İmha Edildi

The Hollywood Reporter

Article image
1980'de James Kirkwood'un "Some Kind of Hero" (Bir Tür Kahraman) adlı romanından uyarlanan, Vietnam'dan dönen bir gazinin topluma yeniden uyum sağlamasını konu alan dramatik bir filmde Richard Pryor'u yönetme fırsatı aldım. Ancak bundan önce Pryor'un kendisinin onaylaması gerekiyordu ve o sırada Paramount Studios'un yapım başkanı olan Don Simpson, benim gibi bir beyaz, Yahudi, sol görüşlü sanatçı ailesi mensubu ile çalışmamızın ilginç olabileceğini düşündü. Haklıydı.

Simpson risk alan biri olup, daha sonra Jerry Bruckheimer ile ortaklık kurarak Beverly Hills Cop başta olmak üzere onlarca başarılı Hollywood filmine imza atacaktı. Fakat ben bu dönemde, Los Angeles Chicano toplumu içindeki çete şiddetini konu alan Boulevard Nights filmini yönetmiştim ve tamamen Latin oyunculardan oluşan bir kadroyu yönetmiş bulunuyordum. Film çete filmleri moda iken ve sinemaları şiddet olayları sarıp sarmalayıp iken vizyona girmişti. Kısa bir süre sonra Warner Bros. filmi sinemalardan çekti. Eleştirel açıdan iyi karşılanmış olsa da finansal olarak tamamen başarısız olmuştu. Geçtiğimiz yıl (2025) film "yeniden keşfedildi" ve Kongre Kütüphanesi tarafından korunması gereken 25 film arasına alındı.

Aralık 1979'ın ortalarında, serbest baz kokain kullanırken neredeyse canlı canlı yanan bir kaza sonrası iyileşen Richard Pryor'u ziyaret etmek için Hawaii'ye uçtum. Bir yıl boyunca film çekmeyen Pryor, bu filmle sinemaya dönüşünü yapacaktı. Maui'nin Hana bölgesindeki evinde beni Pasifik Okyanusu'na bakan özel bir rıhtımda görüştü. Kendisinin ünlü "Live on the Sunset Strip" konser filminde bir eşek çubuk yakıp sahne boyunca hareket ettirerek "Bunu gördün mü? Bu Richard Pryor sokakta koşarken" diyerek kendisiyle dalga geçmesi hala bir yıl uzaktaydı.

Ancak Pryor o zamanlar çok savunmasız ve duygusaldı ve ben onu tanışmaktan çok gergindum. Bir kaç dakika boyunca neredeyse hiç konuşmadık ta ki bana doğru bakıp "Bu filmi neden çekmek istiyorsun?" diye sordu. "Anlatılması gereken önemli bir hikaye" diye yanıt verdim. Kendisi, stüdyonun filmi komik bir savaş komedisine çevirebileceğinden endişe duyduğunu itiraf etti. Eğer ikimiz de drama çekmeye karar verirsek, bu sözümü tutacağıma söz verdim. Ardından "Hakkımda kiminle konuştun? Soruşturma yaptırdın mı?" diye sordu. Soruya hazırlıksız yakalandım ama bu soru bizim çalışma dostluğunu perçinleyen an oldu. "Hiç kimseyle" dedim. "Sanki birbirimizi sevip sevmeyeceğimizi öğreneceğiz ve oradan başlayacağız."

İki saat boyunca hayat ve ilişkilerden bahsettikten sonra, hayatımda yaşadığım en olağanüstü ve samimi çalışma ilişkilerinden birini sağlamlaştıran bir bağlantı kurdum. Onu komik dahi olarak değil, ciddiyetli bir oyuncu olarak ele aldım; bu da açıkça takdir ettiği bir tutumdu. Hatta çekim öncesinde bir hafta prova yaptık ki, bu onun için oldukça olağandışı bir şeydi. Richard Pryor'u yönetmek büyülü bir deneyimdi. Her zaman senaryoyu takip ederdi ama performansında daima bilinmeyenin bir hissi vardı. Belirli bir sahnede veya diyaloglarda onu nasıl oynayacağından asla tamamen emin olamazdım. Ondan yaratıcı spontanelliğin gücünü öğrendim. Araya iyi girdik ve aynı duyarlılığı paylaştık.

Prodüksiyon sırasında bir anda Richard bana "Sence sen bir dahi misin" dedi. Aptalça bir şey söylemek gibi gelmişti çünkü o dahi, ben de sadece yolunu bulması gereken genç bir yö