Joaquin Phoenix'in En İyi 10 Filmi (1 Numaralı 1 Milyar Dolarlık Box Office Başarısı)

Screen Rant

Article image
Joaquin Phoenix, rahatsızlığı bir sanat formuna dönüştüren, sadece ünlü bir oyuncu değil, efsanevi bir perfeksiyonisttir. Otuz yılı aşkın bir süre boyunca Phoenix, aynı anda öngörülemeyen ve acı verici derecede hassas olan performanslarla dolu bir filmografi oluşturmuştur. Seyircilerin kolay bulacağı karakterleri nadiren oynarken, işte bu gerilim onun izleyici açısından bu kadar çekici olmasının ana sebebidir. Hatta Joker: Folie à Deux'deki dönüşü, son yıllarda en tartışmalı sinema anlarından biri olmuş olsa da, Phoenix'in yaratıcı risk almaktan hoşlayan bir oyuncu olarak ünü daha da pekiştirmiştir.

Birçok Oscar ödüllü oyuncunun sonunda prestijli ve güvenli rollere yönelmesinin aksine, Phoenix kariyerinin çoğunu ters yönde yürütmüştür. Bir dakika kendisini en rahatsız edici çizgi roman kötü karakterlerinden birine dönüştürüyor, sonra sessiz bir siyah-beyaz bağımsız dramaya yıldızlık yapıyor ya da Ari Aster'ın paranoid kaosunun derinliklerine dalıyordur. Bazı oyuncular sempatiklik ararken, Phoenix duygusal açılmayı tercih ediyor gibi görünüyor. İşte bu da onun en iyi performanslarının jenerikler bittikten çok sonra da akılda kalmasının nedenidir.

Phoenix'in filmografisinin etkileyici kılanı sadece çeşitlilik değil, aynı zamanda verdiği emektir. İster milyar dolarlık bir blockbuster başrolünü yapsın ister sessizlik ve beden diliyle hemen hemen tamamen bir iç dünyayı anlatsın, yoğunluk hiç kaybolmaz. Joker filminde olsun, Inherent Vice'de olsun ya da Beau Is Afraid gibi çılgın projelerde olsun, her rolde aynı kararlılıkla çalışır. Signs'de ise M. Night Shyamalan'ın yavaş tempolu uzay macerası filminde sessiz bir sinir gerilimi ile oyunculuğu göstererek, atmosferin ve beklentinin yükselmesinde duygusal zemin hazırlayan performans sunmuştur.

Phoenix'in karanlık mizahı her zaman kullanabilmesine rağmen, Inherent Vice ona absürlüğün tam ortasında oyunculuk yapma fırsatı vermiştir. Paul Thomas Anderson'ın psikedelik noir filminde kalıcı olarak şaşkın dedektif Doc Sportello rolünü oynarken Phoenix, çözülmesi gereken gizemi çözmek için çok potent bir duman bulutunun içinde tuzak kalmış bir adam gibi gezinir. Performansın parlak yanı, hiçbir parodiye dönmeden bu kadar gevşek hissettirmesidir. Phoenix, Doc'u aynı anda komik, garip bir şekilde sevimli ve duygusal olarak tükenmiş yapar.

Beau Is Afraid, bir film olmaktan çok, üç saatlik bir panik atağı gibi hissettiren bu rol için Phoenix tam da doğru oyuncu olmuştur. Film, Beau'yu giderek daha dehşet verici durumlar zincirinden geçirerek, kaygı, suçluluk, paranoia ve absürlüğü birbirine karıştırır. Phoenix, neredeyse tüm film boyunca duygusal olarak sıkışmış görünse de, film kendi kendini tamamen çılgınlığa sürüklerken bile seyirci ilgisini korumasını başarır. Film aynı anda böyle tuhaf hissettiren bir projeyi duygusal açıdan tutarlı tutabilecek birkaç oyuncu vardır ve Phoenix'in kararlılığı hiçbir an gözlemci örtüsünü kaybetmemiştir.